Pahalılık = Liyakatsizlik

"Günümüzde herkes bir şekilde pahalılıktan yakınıyor, ama nedenlerine gelince herkes etrafına bakınıp günahını yükleyeceği bir suçlu arıyor. Acaba ben olabilir miyim bu pahalılığın nedeni diye soran yok. Soran yok derken harbi harbi soran yok. En küçüğümüzden en büyüğümüze kadar herkes öteye arıyor suçluyu. Peki öyle mi? Ya da kim bu suçlu? Etrafta suçlu ararken bulunduğumuz konumda liyakatimizle mi oturuyoruz, bu soruyu da sormanızı rica ediyorum.

İbn-i Haldun'un 'Mukaddime' diye bir eseri var, bilenler bilir, bilmeyenler de okursa çok beğenir, istifade eder. Orada liyakatle alakalı bir bölüm var, onu sizinle paylaşayım, onun üzerine konuşalım. Hatta devlet bölümü var, ben onu direkt buraya koyayım, okuyun:

'Mukaddime’de ‘devlet’ kavramı

İbn-i Haldun, 'Mukaddime'sinde siyaset biliminin temel inceleme konularından biri olan 'devlet'i canlı bir varlık gibi kabul eder. Ona göre devlet de insan gibi doğar, büyür, gelişir ve gerekli önlemler alınmazsa yıkılır ve yerine yeni bir devlet kurulur. İbn-i Haldun devlet üzerinde görüşlerini 'Mukaddime'sinde şu şekilde açıklar:

'Devlet, insan tabiatının bir gereğidir. Çünkü ona göre insan tabiatı hem toplu yaşamaya hem de bir hâkimiyet altında bulunmaya muhtaçtır. Devlet ile toplum arasında sıkı bir ilişki vardır ve bu ilişki felsefedeki madde ile şeklin münasebeti gibidir. Bundan dolayıdır ki, birindeki çözülme diğerinin de çözülmesini etkiler. Devletin olmadığı yerde anarşi olur. Anarşinin olduğu yerde hayat olmaz.'

İbn-i Haldun, 'Mukaddime'sinde devletin unsurlarını şu şekilde belirler: Irk, vergi toplama, hudutları koruma, hâkimiyet ve kanun koymadır. İbn-i Haldun’un ırktan kastettiği nüfus ve kültürdür. İbn-i Haldun’a göre devlet bu unsur üzerine kurulur. Bu unsuru onda 'asabiyet' temsil eder. İbn-i Haldun 'Mukaddime'sinde devleti 'kültür' ve 'ekonomi' üzerine dayandırır. Bu görüşünü şu şekilde ifade eder: 'Bir devlette iki esasın mevcudiyeti zaruridir. Birincisi 'asabiyettir', ki asker ve ordu bunun özünü teşkil eder. İkincisi 'mal ve para'dır. Aksaklık ve bozulma da önce bu iki esasa arız olur.' İbn-i Haldun'un devleti 'kültür' ve 'ekonomi' üzerine dayandırmasından yaklaşık 600 yıl sonra 1990’larda dünya siyasetine ‘Jeoekonomi’ ve ‘Jeokültür’ kavramlarının hükmettiği ileri sürülür…

Mukaddime’de devletlerin çöküşü üzerine bir tez

Devleti bu şekilde tanımlayan İbn-i Haldun, Mukaddime’sinde devletlerin çöküşü üzerine şöyle bir tez ortaya atar:

'Devletler de tıpkı insanlar gibi doğar, büyür, yaşlanır ve ölürler. İslam coğrafyasında kurulan devletler ortalama 100 ila 120 yıl yaşarlar. Bir devlet kurulduğunda, şehirleşmiş medeni unsurlar yönetir, onun dışındaki bedeviler devlete karşıdır. Şehirleşenler zamanla mücadele etmeyi bırakır ve bedevilere yenilirler. Devlet yönetimine gelen bedeviler zamanla medenileşir, onların dışında yeni bedevi gruplar oluşur. Sonra yönetime yeniler gelir. Bu döngü her 20-25 yılda bir tekrarlanır. En çok 4 ya da 5 kez sürer, devamında devlet çöker.'

Benzer şekilde İngiliz felsefecisi Thomas Hobbes (1588 – 1679) de ünlü eseri Leviathan’da (Yapı Kredi Yayınları, 1993) devletin yıkılmasını, çöküşünü şöyle anlatır:

'Yönetim ilkeleri zaman içinde değişebilir, hükumetler değişebilir, bakanlar değişebilir, insanların karakterini değiştiren gelişmeler olabilir, insanların tutkuları, düşünceleri, yaşları, sağlıkları değişebilir, egemenleri ve bakanları hep değişebilir. Bir yönetim bu değişimlerle, kimi zaman gururlu ve güçlü, kimi zaman ise zayıf, bazen aydınların, bazen ise cahillerin elinde olabilir; bir yükselir, bir alçalır, yeniden yükselir, baş aşağı gider ve bütün bu düzensiz git-gellerden sonra atılım gücünü kaybeder, duraklar, sonunda da dağılır ve biter.'

İbn-i Haldun, Mukaddime'sinde dile getirdiği bu tezinde devletin çöküşü esnasında beş aşamanın bulunduğunu belirtir. İbn-i Haldun, bu aşamaları da şu şekilde sıralar: Zafer, istibdat, ferağ (istirahat, dinlenme), müsâlemet (huzur, barış) ve israf. Devletlerin geçirdiği bu beş aşama Batı'nın doğrusal tarih anlayışının aksine döngüsel olarak her 20 – 25 yılda bir devam eder.

Devletlerin çöküşünün beş aşaması

İbn-i Haldun devletlerin geçirdiği bu aşamaların temel özelliklerini şu şekilde anlatır:

1. Zafer aşamasında, rakiplerin yenilerek hâkimiyetin ele geçirildiği fakat devlet teşkilatlanmasının henüz tamamlanmadığı devredir. Bu devrede aile ve din bağları güçlüdür.

2. İstibdat aşamasında hükümdarın yönetimde kontrolü tamamen kendi eline aldığı, iktidarı kimseyle paylaşmadığı, hükümdarın iktidarı tekeline almaya başladığı dönemdir. Burada artık kurum ve kurallarıyla bir devletin oluşmaya başladığı dönemdir.

3. İktidarın iyice pekişmiş olduğu ve 'ferağ' adı verilen üçüncü devrede ise artık iktidarın nimetlerinden yararlanılmaya başlanılmaktadır. Bu dönem (ferağ), rahatlık ve sükûnet çağıdır. Bir yandan da yönetim tarafından gösterişin, şatafatın, lüks ve debdebenin öğrenildiği dönemdir. Bu aşamada hükümdar lüks ve debdebeyi kendi otoritesini ve kişisel gereksinimlerini karşılamak için kullanır. Hükümdar kendi otoritesini koruyacak paralı askerlere bu aşamada başvurur. Kısacası bu dönem dinlenme ve rahatlık dönemidir.

4. Müsâlemet (huzur, barış) devresinde kanaat ve barış hâkim olup önceki hükümdarların örnek alınmasıyla iktidarın sürdürülmesi ve devletin yaşatılmaya çalışılmasının güvenli bir yol olduğuna inanılır. Öncekilerin kurduğu düzene de kanaat edilir. Bu aşama, doyum, tatmin, kendini beğenme ve kibir ile geçmektedir. Lüks, rahat yaşama ve kibir artık bir alışkanlık ve yaşam biçimi olmuştur. Hükümdar ve yakınları bu durumun sonsuza değin süreceği inancındadırlar.

5. İsraf döneminde ise devlet bir sona doğru ilerlemeye başlar. Devletin çöküş aşaması bu dönemde başlar… Son aşama sefahat, israf ve çöküş aşamasıdır. Bu aşamada hükümdarın ekonomik ve toplumsal olayları kişisel arzularına göre yönetmeye çalışmasıyla, devlette iyileşmesi olanaklı olmayan hastalıklar ortaya çıkar… Hükümdarın lüksünü ve desteğini, satın almış olduğu ordu ve bürokrasinin desteğini sürdürebilmesi için vergileri artırması gerekir. Artan vergi oranları ekonomik faaliyetlerin azalmasına neden olur ve hükümdarın amacının tersine devlet gelirleri azalır. Yönetilenlerin devletten beklentileri zayıflar ve umutsuzluk yayılır. Ekonomik faaliyetler duraklar. Kalabalık kentlerde nüfus ve çevre sorunları ortaya çıkar. Hükümdar ve çevresi, öncekilerin biriktirdiği serveti telef ederler. Görevler, ehil olmayanlara dağıtılır. Ordu bozulur. Zevk düşkünlüğü arttığı için gelirler giderleri karşılayamaz. Bu aşama aynı zamanda din ve dayanışmanın sayesinde başlangıçta sağlanan yaşamsal güçlerin, hısımlığın (asabiyet) tahrip edildiği dönemdir. Konfor ve lüksün tükettiği alışkanlıklar fiziki zaafların ve kötü huyların yayılmasına neden olmaktadır. Devlet kendi içinde çözülmeye başlar. Az sonrada dışardan gelen genç ve sağlıklı bir grubun istilası ile devlet yağı bitmiş bir lambanın fitiline benzer şekilde söner gider...

İbn-i Haldun’a göre devlet, bu aşamalarında toplumsal ve siyasal koşullarda bir takım değişiklikler yapabilse de sonucu değiştirmez. Her devlet bu süreçleri yaşar ve bunlar döngüsel bir şekilde sürekli tekrarlanır. Braudel de bahsettiğim gibi benzer tezi tekrarlar. İbn-i Haldun'a göre bu süreç bir toplumsal yasadır ve kişilerin iradesinden bağımsızdır.

Ancak İbn-i Haldun’a göre devletin bu yok olması, sanıldığı gibi bir 'hiç olması' anlamında değildir. Bu yok olma bir ‘denize dökülmedir’. İbn-i Haldun’a göre fiziksel bir yenilgi hiçbir zaman bir ulusun sonunu getirmemiştir. Her denize dökülüşte yenilenen bir toplum vardır. Böylesi bir yenilenmenin çözümü Hegel’e, Karl Marx’a kadar gider…

İşte İbn-i Haldun, devletlerin çöküşünü 'Mukaddime'inde böyle anlatıyor. Şimdi liyakatsizliğin bir memleketi nereye kadar sürükleyebileceğinin örneklerini bizzat yaşayarak tecrübe ediyor muyuz?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammed Erdem - Mesaj Gönder

# Devlet

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Takvimi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Takvimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Takvimi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Takvimi değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haber Takvimi, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (850) 304 05 95
Reklam bilgi

Anket Koronavirüs alışveriş alışkanlığınızı değiştirdi mi?
Tüm anketler