Mutluluk neydi? 

Belki de çoğumuzun cevabını bile aramayı bıraktığımız soru bu. Ekonomik sorunlar, bozulmuş ilişkiler, çıkar odaklı hedefler, daha saymakla bitiremeyeceğimiz bir sürü şey varken nasıl mutlu olunur, olunabilir mi? İnsan kendine yetebilir mi? Tam olarak da burada başlıyor sorun; insan kendi kendine yetebilir mi? Bir kez daha soruyorum: İnsan kendi kendine yetebilir mi?

Aslında insanın biyolojik ihtiyaçlarını düşündüğümüzde, yaşadığımız hayatın içindeki birçok canlıdan daha küçük bir varlık olduğumuzu görebiliyoruz. Bir aslanın et tüketimine bir sığırın ot tüketimine baktığımızda, biz aslında çok az şeyle yaşayabiliyoruz. Halbuki o canlılar yemeklerini sürekli aramak zorundayken, bize verilmiş akıl sayesinde, biz gıdalarımızı depolayabiliyor, saklayabiliyoruz. Normalde onlardan daha korkusuz ve kaygısız yaşamamız gerekirken, biz insanlar daha fazla endişe taşıyor, daha fazla korkuyoruz. Bir noktada akıl bize konfor sağlayacakken, sorunlarımızın kaynağı haline geliyor. Yoksa akıldan mı kurtulmak gerekiyor mutluluk için?

Hayır, kesinlikle akıldan kurtulmak mutluluğun kaynağı olamaz, çünkü farkında olmadan yaşamış olmak bir yaşam bile kabul edilemez; edilse bile ben kabul etmiyorum. O zaman şöyle toparlayayım; akıl amacı dışında kullanıldığında mutsuzluğun kaynağı haline gelir. Aslında bu yazıda tam olarak bu konuyu incelemeye çalışacağım: Aklın amacı dışında kullanımı.

İnsan yaratıldığı, var olduğu günden itibaren gelişen bir canlı. Ne zaman ki bu canlı gelişmeyi bırakıyor, işte tüm sorunlar o andan itibaren başlıyor. Hemen kendi hayatlarımıza bir göz atalım; en mutlu olduğumuz zamanlar ne zamanlardı? İlkokul, ortaokul çağları, lise, üniversite, der gibisiniz; ben de öyle düşünüyorum. Peki neden?

Sorumluluğumuzun en az olduğu ve sürekli olarak geliştiğimiz bir dönem. O dönem okula gidiyoruz, yeni yeni harflerle tanışıyoruz, okuma öğreniyoruz, resim çiziyoruz, beden eğitimi dersine çıkıyoruz, akşam iş eğitimi ödevleri falan; sürekli bir gelişim halindeyiz. Bu farkında olalım ya da olmayalım, bizi mutlu ediyordu. Yaşımız ilerlemesi ve yeni yeni sorumlulukların omuzlarımıza yüklenmesiyle hayatımızda bazı şeyler monotonlaşmaya başladı. Kafe gezileri, kahve, aynı kısır muhabbetler, gösterişli "en mutlu benim" pozları ve gerçekler.

Artık ev ödevi yapmak için büyüdüğümüzü düşünmeye başladık; önce ödevleri bıraktık, yeni diller, yeni harfler öğrenmeyi bırakın, bildiğimiz dilde okuma yazmayı da bıraktık, çünkü biz artık büyümüştük ve büyükler küçücük çocukların yaptığı şeyleri yapmazlar.

İşte ilk okuldan başlayıp üniversite hayatımıza kadar devam eden yoğun öğrenme temposunu bırakıp beynimizi bir anda boşaltınca büyük bir boşluk yaşıyoruz. Bu boşluğu neyle doldurmaya çalışıyoruz? Lüks arabalar, lüks evler, daha fazla para, daha fazla eğlence, lüks yatlar, daha yüksek makam, daha fazla ünvan, daha fazla şakşakçı; vs. vs. vs.

Mutluluk gerçekten miktara bağlı bir şey mi? Yoksa bir devamlılık hali mi? Bunu ben biraz şuna benzetiyorum; bir tane mısır ekiyorsunuz bahçeye, elinizde küçük bir kova suyunuz var, getirip hepsini onun üstüne bir seferde döküyorsunuz, ya da aynı miktar suyu bazı hesaplamalar yapıp o mısırı daha sağlıklı ve uzun yaşatabilmek için aşama aşama veriyorsunuz. Sizce sağlıklı ve mantıklı olan nedir? Sonuç görmek isteyen, hesaplama yapmak zorunda ve suyunu idareli kullanmak zorunda, yoksa elindeki şansı kötü kullanmış olur.

Biz insanları mutlu edecek olan şeyin hazları belli sınırlarda tutmak olduğunu düşünüyorum. Aksi taktirde ölçüsüzlük, gelişimin durması, sınırsız haz anlayışı bizi bedenen ve ruhen felakete götüreceği kanaatini taşıyorum.

Konu çok derin ve uzun, tek yazıda her şeye değinme şansım yok; kısa tutmaya çalışıyorum. Zamanla yazma konusunda daha da tecrübe kazanmayı umuyorum. Eksikleriyle bu yazılarımı kabul edin lütfen.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammed Erdem - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Takvimi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Takvimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Takvimi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Takvimi değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haber Takvimi, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (850) 304 05 95
Reklam bilgi

Anket Koronavirüs alışveriş alışkanlığınızı değiştirdi mi?
Tüm anketler