NEREDEN BAŞLAMALIYIZ?


Öğrenmenin, anlamanın, yaşamanın ilk adımı soru sormaktır.

Soru sorarak yeni bilgilere ulaşırız ve yine soru sormaya devam ederek bir doğru elde etmek isteriz.

Neden varım? Nereden geldim? Nasıl yaşamalıyım? Sınırlarım neler olmalı? Sınırlarımı kim, hangi hakla belirliyor?

Zihnimizde çözümünü bekleyen birçok soru ve sorunlarımız olabilir. Bu olması gereken bir karmaşadır. Sorularımız
nispetinde cevaplarımız zor ya da kolayca bulunabilir.

Ancak sorgulamak en tabii hakkımız olduğu gibi yanıtlarını aradığımız mekân, insan ve materyaller de son derece mühimdir. Bizi hakikate ulaştıracak bir sonuç istiyorsak temeli sağlam kaynaklara başvurmak zorundayız.

Cevaplarımıza çöplükte ulaşmak istersek taze balığın sadece kılçığını bulabiliriz. Gül bahçesindeki bir arayışta ise gül olmasa da bir papatya, karanfil bulabiliriz. En kötü ihtimalle bir fesleğen kokusuna bulanırız ama bozulmayız, yanlışa
sapmayız.

Tarih bize gösteriyor ki yapılan savaşlar daima bir din ve ideoloji uğruna yapılıyordu. Tarihin en eski
sahnesine gidersek ilk kavga ve görüş ayrılığını yaşayan Habil ve Kabil'di.

Kıskançlık, yaratıcılarına karşı aynı özende olmamaları Kabil'in yanlış yollara başvurmasına neden olmuştu.

İnceleyecek olursak Kabil'in yanlış yaptığını biz neye göre belirliyor, Habil'in kardeşine karşı tutumunu neye göre
doğru buluyoruz?

Olaylara bakış açımızı belirlemek için önce sınırlarımızı neye göre belirlediğimizi
bilmemiz gerekir. Tarihte ve günümüzde doğru-yanlışı, iyi-kötüyü, hak-batılı kim belirliyor? Önce kim
sorusuyla başlamak en doğrusu olacaktır sanıyorum.

Direksiz bir gökyüzünde, doğmak için 1 salise gecikmeyen güneşi, ayı her gün gördüğümüz halde 
doğanın kendine has ahengi olduğu, her gün milyonlarca doğumların olup ve ölümlerin de bir o kadar
gerçekleştiği aktif bir dünyanın içerisindeyken tüm bunların bir güç olmaksızın, kendi başına işlediğini
düşünmemiz garip ve şaşırtıcı olurdu.

Rastgele işaretlediğimiz bir sınav kağıdıyla tesadüfen yüz puan alamadığımız gibi kainatın eşsiz düzeninin de tesadüfen işlediğini varsayamayız.

Eğer bir patlamayla böyle bir düzen oluşmuşsa neden her patlamada ayrı bir dünya düzeni oluşmuyor olabilir? Ya da
insan olmamızın geçmişinde maymuna rastlıyorsak, günümüzdeki maymunların neden insan olduğuna şahit olmuyoruz?

Başta da söylediğimiz gibi sorularımız çok.

Ancak herhangi bir akli temele dayanmayan, içi bir şekilde hep boşluğa ulaştıran, her şeyi tesadüfe bağlayıp kolay yolu seçmeye çalışan bir zihniyetle cevaplarımızı bulamayız.

Gelin bu konuda bize örnek teşkil edecek İbrahim as'ın geçmişte bu soruları sorarak hakikate nasıl ulaştığına bakalım.

Bir arayış içerisinde olan İbrahim, bir yıldız gördü: "Rabb'im budur.” dedi. Yıldız batınca da: "Ben batanları sevmem." dedi. Ay'ı doğarken gördü: “Rabb’im budur." dedi. O da batınca: "Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapıklığa düşen topluluktan olurdum.” dedi.

Güneş'i doğarken görünce: “Rabb’im budur, bu hepsinden büyük." dedi. O da batınca dedi ki: "Ey kavmim! Ben sizin(Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben asla Allah'a ortak koşanlardan değilim." Enfal (76-78)

İbrahim as böylece batan, yiten, biten şeylerin bir yaratıcı olamayacağını ancak kudretli bir yaratıcının bu evrene hakim olduğunu aklı ve gönlüyle bulmuştur.

Kim sorusunu böylelikle çözmüş, bu hakikate iman etmiştir. İman gönlümüzün ihtiyacı olan bir duygudur. Bir yaratıcımızın olduğunu bilmek bizi kalben hafifletir.

Yalnız olmadığımızı, bize mümkün görünmeyen şeylerin O'nun tarafından kolayca yapılabilir olduğunu bilmek bizi daha özgür kılar. Başıboş ve amaçsız yaşamaktansa O'nun çizdiği sınırlara uymak daha kolay daha doğru gelir.

O yüzden, "Bizi kim yarattı ve sınırlarımızı kim belirliyor?" sorumuzun aklımız ve gönlümüz ışığında baktığımızda cevabı; Allah cc olarak buluyoruz.

Kısaca bizi kimin yarattığını ve sınırlarımızı koyanı düşündükten sonra aklımıza gelen "neden" kısmına
geçebiliriz.

Neden yaratıldık, bu dünyadaki amacımız ne?

Kuran-i Kerim'in ifadesine bakarsak, Zâriyat süresindeki (56-58) şu ayetler önümüzü aydınlatır.

" Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.
Onlardan bir rızık istemiyorum, beni doyurmalarını da istiyor değilim.
Şüphesiz rızkı veren, sarsılmaz gücün sahibi olan yalnızca Allah’ tır. "

O halde dünyaya gönderiliş amacımızın kulluk olduğu apaçıktır.

"Neden bir ilâhın bizim ona kulluk etmemize ihtiyacı vardır?" şeklinde bir soru gelebilir aklımıza. Ancak O'nun bizim ibadetimize ihtiyacı zaten yoktur. Bizim ona ibadet etme ihtiyacımız vardır.

Yukarıda da bahsetmiştik; gönlümüzün sevmeye, bir şeyleri merkezine almaya ihtiyacı vardır. Biz bunu ibadete, iyi işlere yönlendirmezsek, O mutlaka kendine bir meşguliyet edinir.

Bazen bu artist kişilere karşı aşırı sevgiyle bağlanmak olur, bazen televizyona, dizilere karşı bağımlılıkla kendini gösterir. Bir şekilde bir şeylere mutlaka bağlar kendini. Madem öyleyse neden sonu olan kişi ve eşyaları kalbimizde put olarak yetiştirelim ki.

Sonsuz sürecek lezzet ve yitmeyecek bir ilâhımız varken... Neden yapalım dedik, neden yapmayalım ki?
Tercihler dünyasındayız. İnandığımız gibi yaşar yahut yaşadığımız gibi inanırız.

Oysa hakikat tektir.

Diğer yaşadıklarımız, farklı yollarda oluşumuz biz öyle tercih ettik diyedir. İnanmak için bilmek, bilmek
için soru sormak gerekiyor.

Bizler soru sorarak hakikate ulaşmak, doğru tercihlerde bulunmak istiyorsak kalbimizin ve aklımızın uyumlu bir şekilde, doğru temeller üzerinde çalışması yeterli olacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Zumra Sarman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Takvimi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Takvimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Takvimi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Takvimi değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Haber Takvimi, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (850) 304 05 95
Reklam bilgi

Anket 1 Haziranda başlayan normalleşme, sizce doğru mu?